Çizgi Romanlardaki Mantık Hataları

Dost site olan Resimliroman. net’ te 2 küsur yıl önce “Çizgi Romanlardaki Mantık Hataları” üzerine bir başlık açılmıştı. Bu konuda düşüncelerimi sizle burada paylaşmak istedi gönlüm. Uzun süredir şikâyetçi olduğum bir konuydu bu. Kendimi çok zeki hissetmesem de ortalamanın üzerinde bir merak duygusuna sahip olduğum konusunda tevazu gösteremem. Lakin idealin çok altında olduğu kabul etmem gereken bir gerçek. İçinde bir tutam narsis kompleksi barındıran-bir tutam?-kendi kişilik analizimi bir kenara bırakıp sadede gelirsek şikâyetçi olduğum bu konuya ilk başlarda çok tepki veriyordum fakat artık kanıksadım.

Durum sadece çizgi romanlarla sınırlı olsa daha çok üzülecektim fakat büyük paraların döndüğü Hollywood filmlerinde de durum böyleydi. Meşhur Matrix serisi tonla çelişki içeriyordu. Yeşilçam’ı asla konuşmayalım. “ Çizgi romanda mantık mı olur, zaten fantastik öyküler bunlar” diye düşünmeyin. Burada içerdikleri çelişkilerden bahsediyorum. Sözgelimi Spiderman gibi biri maksimum 10 ton kaldırdığı kabul edildikten sonra adamı 500 ton kaldırırken çizemezsiniz. Ya da Punisher Rhino’yu boynuzundan tutup çeviremez. Mesela en son dikkatimi çeken örneğe gelirsek. Mantık hatası olup olmadığından emin olamadığım bir durum var. Lisede Kimya dersi uyumak yerine dinleseydim belki kesin bir şeyler söyleyebilirdim. -Kişilik analizimi tekzip eden bir bilgi verdim-

Batman&Bane isimli one shot’ta (belki de seridir ) Bane nükleer silahlar taşıyan bir savaş gemisini kaçırıyor ve kendisine 2 milyon papel verilmezse Gotham’ı harabeye çevireceğini söylüyor.(Ben olsam bu kadar az bir miktar istemezdim. Çok daha uçuk isteklerim olurdu. Zaten Gotham’ı da o hale çevirip de Mad Max’i mi çekeceğim?) Batman, canını bağışladığı Nightwing ve Robin tarafından yenilgiye uğrayınca böyle kele böyle tarak diyerek hem kendini hem Gotham’ı kızartmaya karar veriyor. Nükleer silahların suyla temas etmesi için gemiyi batırmaya çalışıyor. Burada anlamadığım nokta şu: Füzyonun ve fisyonun (hangisi önce başlamalıysa) başlaması için deniz suyunun düşük sıcaklığı yeterli mi? Bu işin bu kadar basit olacağını zannetmiyorum. Bunun dışında çizgi romanlarda o kadar fazla mantık hatası var ki… Farkettiklerimin içinde en ilginç olanları daha sonra paylaşmayı düşünüyorum.

Reklamlar

1602

Neil Gaiman hayranı bir okur değilim. Çizgi romanla ilgisi olmayan birçok insanın beğenerek okuduğu Sandman’i pek sevmem. Buna sebep olan şey kişisel sebeplerin dışında- Bu kişisel sebepleri belki bir gün anlatırım. Ama çok heyecan verici bir muhabbet olmaz.- Sandman’in ilk cildini okurken inanılmaz sıkılıp, sonuna kadar sabredemeden bırakmam ki aslında ikincisi de teknik açıdan kişisel sebep sayılır. Neil Gaiman’ın “Whatever Happened to The Caped Crusader”ı beni baymasa da bu öyküye bayılmadım. Bu sebeplerle 1602’nin Türkçe baskısını okurken çok keyif alacağımı ummuyordum. Cildi okumaya önce Neil Gaiman’ın sonsözü ile başladım. Öncesinde dijital renklendirmeyi yapan Richard Isanove’un çıkardığı işi takdir etmiştim. Gaiman ilginç şeylerden bahsediyordu, 11 Eylül dolayısıyla kanın gövdeyi götürdüğü, binaların havaya uçtuğu bir öykü olmayacaktı bu öykü. Sonsöz oldukça hoş bir üslupla yazılmıştı fakat gene de iyi bir senaryo ile karşılaşacağımı sanmıyordum.

1602

 

Hatta ilk bölümdeki bazı diyaloglar olmasa sıkılıp okumayı bırakabilirdim. İlk bölümde Matthew Murdoch’ın “Eğer herkes geri dururken, şeytan cesaret edebiliyorsa şeytanı oynamaktan mutluluk duyarım delikanlı” şeklindeki sözü çok hoşuma gitti ve bir yerden tanıdık geldi. Çok ünlü bir eserde buna benzer bir sözün yer aldığından eminim fakat şu anda hatırlayamıyorum.

Marvel 1602

Biraz önce Matthew Murdoch ismiyle karşılaşınca bir imla hatası yaptığımı mı düşündünüz? Eğer böyle düşünüyorsanız sizinle aynı fikirde değilim çünkü yanıldınız. Murdoch’ın “delikanlı” diye hitap ettiği hayali şahsiyet Peter Parquah, hayır Parker değil Parquah. İşte 1602 popüler Marvel karakterlerinin bazılarının ismi değiştirilerek 17.yy’a uyarlandığı bir alternatif evren hikâyesi. Ortaçağ öykülerinden hoşlanmayanların bile ilgisini çekebilir, çünkü romanda bilimkurgu öğeleri de bulunuyor. Eserin konusunu özetleyerek keyif kaçırmak istemiyorum. Sadece daha fazla merakınızı arttırmak için şu kadarını söyleyebilirim: Kraliçe Elizabeth ölüm döşeğinde ve saray doktoru Stephen Strange her canlının başına gelecek hadiseyi ileri bir tarihe ertelemek için elinden geleni yapıyor. Doktorluğunun yanında büyücülükle uğraşması ve burnu havada bir tip oluşundan dolayı Sir Nicholas Fury ile çok sağlıklı bir ilişki içerisinde değil. Havaların soyadı gibi tuhaf olması onu da endişelendirmekte. Onu endişelendiren bir başka konu ise tahta çıkmak için Kraliçenin bu dünyadan göçüp gitmesini bekleyen İskoç James. James büyücülerden hiç hoşlanmıyor. Büyücülerden daha çok nefret ettiği bir şey ise “cadı soyu” kategorisine sokulan mutantlar. İspanyol Engizisyonu ile Carlos Javier ve yardakçılarını yakalamak üzere anlaşmış durumda. Son olarak Roanoke Kolonisinden Virginia Dare ve başlarda önemsiz bir karakter gibi gözüken Kızılderili(?) koruması Rojhaz bir gemi ile Britanya’ya geliyor. “Bunun neresinde bilimkurgu öğesi var?” diyebilirsiniz. Kitabı okuduktan sonra böyle düşünmeyeceğinize dair bahse girerim.

1602 Steve Rogers

Serinin görsel anlamda oldukça başarılı olduğunu belirtmiştim. Ortaçağın kasvetli havası çok başarılı bir şekilde yansıtılmış. Neil Gaiman ise kurguladığı kaliteli hikâyeyi lâtif diyaloglarla süsleyerek işini çok iyi yapmış. Sonuç olarak 1602’yi kreması da süslemesi de keki de lezzetli olan bir pastaya benzetiyorum. Fakat pastanın güzelliğini takdir ettikten sonra hızlı bir şekilde yiyip bitiriyorsunuz ve geriye bir şey kalmıyor. Bu yüzden bir Watchmen ya da From Hell değil veya efsanevi bir mainstream öyküsü kadar kaliteli değil. Fakat Amerikan Ana Akım Çizgi Romanlarını temel alan en iyi alternatif evren öykülerinden birisi olduğunu düşünüyorum. Nitekim 2005 yılı Quill ödülü almış bir eser bu. Cilt haline getirilmiş versiyonu Gerekli Şeyler tarafından Türkçemize kazandırıldı. Orijinaline yakın bir kalitede basılan Türkçe edisyon uygun bir fiyatla satılıyor. İki ay kadar önce aldığım bu grafik romanı dün itibariyle okuyup, bitirme fırsatı buldum. Türkiye’deki çizgi roman piyasasının son zamanlarda canlandığını görmek oldukça keyifli bir durum fakat bu canlanma yeterli değil, özellikle Amerikan Çizgi Romanları söz konusu olduğunda. Yayınevleri oldukça zor şartlarda, zarar etme olasılıklarının mutlak kesinliğe yakın olduğunu bildikleri halde bu işe girişiyorlar. Ülkede çizgi romanlara oluşan önyargı kırılmadıkça okur olarak daha fazlasını beklemek hayalcilik olur.

Peter Paul Rubens

The Dark Knight Rises mı The Dark Knight Falls mu?

2010 yılının başarılı filmlerinden biri olan Inception’ın ardından Christopher Nolan’ın çekeceği üçüncü Batman filminin isminin The Dark Knight Rises olacağı açıklanmıştı. İsmi duyar duymaz “Bu işin içinde Bane denen insan azmanı yoktur ağa, öyle olsa namı The Dark Knight Falls olurdu”demiştim. Ardından filmdeki ana kötünün Hugo Strange olacağı söylentileri dolaşmaya başladı. Ne de olsa 2009 yılının hit oyunu Batman Arkham Asylum’un devamı olan Batman Arkham City’nin fragmanında gözükmüştü bu nur yüzlü amcam. Ve nihayet filmde Tom Hardy’nin Bane, Anna Hathaway’in Catwoman olacağı duyuruldu. Hemen ardından hastalıklı zihnimde muhtemel birkaç The Dark Knight Rises senaryosu belirdi. Kaygı verici bu düşünceleri çelik gibi irademden beslenen bastırma mekanizmam ile bilinçaltı denen çöplüğün içine postalayıp orada boğmaya çalışsam da , içine şeytan girmiş bu azgın horoz ordusuna karşı çaresiz kaldım.Bulundukları yerde ötmekle yetinmeyen bu anarşist grup üst bilinçte de ses yapmaya başladılar.En sonunda çareyi elime kalem alarak,zavallı ağaçların katledilmesiyle oluşan dikdörtgen biçimindeki beyaz zamazingonun üzerine kafamdakileri kusup dökmekte buldum. Eğer azmedersem önce Bane adındaki kas yığını hakkında yalan yanlış bilgiler vereceğim. Belki de azmeder yazının sonunda kafamdaki muhtemel senaryolar hakkında da laklak ederim. Evet, en iyisi lafı uzatmadan Bane isimli dostumuzun biyografisine bir göz atalım öncelikle…

Tom Hardy'den Bane olur mu acep?

Cehennemde doğan çocuk….

 Bane Karayip Adalarının Santa Prisca şehrinin “yeryüzündeki cehennem ”olarak bilinen Pena Duro(İspanyolca sert kaya)isimli hapishanesinde doğdu. Babası oradan kaçmayı başarmasıyla ünlü bir suçluydu. Guantanomo üssünden beter bir yerde doğan bu çocuk, bulunduğu yerin elverdiği ölçüde kendini zihinsel ve fiziksel olarak geliştirdi. Osito(İspanyolca Küçük Ayı)adını verdiği oyuncağın içinde bir bıçak saklayıp 8 yaşında katil olan bu ufaklığın hayatında oyuna yer yoktu. Dünya ya yöneteceği ya da öleceği bir cehennemdi onun için.

Yeni filmde olması muhtemel olan psikopatlardan biri olan Dr.Hugo Strange’in yönetimindeki deneye katıldı ve üzerinde Venom denen fiziksel gücü nirvanaya ulaştıran bir ilaç denendi. Diğer deneklerin aksine ilacın yan etkilerinden hiçbiri görülmedi. Pena Duro’da tanıştığı Trogg,Zombie ve Şahin ismindeki 3 suçluyla beraber kaçtıktan sonra,kendine en uygun yer alan, “günah şehri” Gotham’a yerleşti. Gotham’ı fethetmenin en kısa yolu Batman denen yaratığı bir paçavraya çevirmekti. Batman ile Bruce Wayne’in aynı kişi olduğunu tahmin eden Bane, Arkham Akıl Hastanesindeki delileri salıp zaten rahatça dağları devirebilecek bir durumda olmayan Batman’i tamamen çökertir. En sonunda Wayne malikânesine giren Bane Batman’i yener, fakat ona daha çok acı çektirmek için öldürmez. Gotham’ı çok kısa bir süreliğine ele geçirdikten sonra daha önce yenip öldürmeye zahmet etmediği Jean Paul Valley’e dramatik bir şekilde yenilir.

Yaw gel arkadaş ayıralım şunları..

 Yeni Batman’e yenilmesine sebep olan Venom sisteminden tamamen kurtulup Black Gate hapishanesinden kaçtıktan sonra Gotham’dan ayrılıp gerçek babasını bulmak için dünyayı gezerken Ra’s Al Ghul ile tanışır. Bane’den çok etkilenen reis, onu kendi tahtının varisi olarak görür. Bane’i Gotham’a saldırması için görevlendirir fakat Bruce Wayne rövanşta Bane’i nefes borusuna attığı yumrukla nakavt eder ve onun bir “hayvan”olduğunu söyler.

Tanrı kompleksine girmiş adam... Biraz mütevazi ol be abi..

Batman’i yok etmek için kendisini geliştirmesi gerektiğini anlayan Bane, Jean Paul Valley’den intikam almak için onunla dövüşür. Tıpkı Batman’e yaptığı gibi dizinin üstünde belini kırar. Yendiği halde öldürmediği Azrael’e Venom’u enjekte ettikten sonra psikolojik manipülasyon uygulayarak kendi emrinde çalıştırır. Gotham’daki büyük depremin ardından şehre gider. Lex luthor’un emrinde çalışan Bane Batman tarafından ikna edilir(?).Hemen ardından Ra’s Al Ghul tarafından işten çıkarılması(!) üzerine tüm Lazarus Çukurları imha etmeye çalışır ancak başarılı olamaz.

 Gerçek babasının Thomas Wayne olduğundan şüphelenen Bane bu olasılığı Batman ile konuşur. Yapılan DNA testlerini bu teorisini çürütmesinin ardından Batman ile barışıp(?) Gotham’dan ayrılır. Batman ile beraber gerçek babası olduğunu öğrendiği King Snake ile dövüşür. Batman’i kurtarmak için kendini kurşunun önüne atınca neredeyse nalları dikecek kadar ağır yaralanır fakat daha sonra Lazarus çukurları sayesinde Batman tarafından diriltilir.

Yavaş ol be adam mezardan mı çıktın?

 Bir müddet uyuşturucu mafyasının emrinde çalışmak zorunda kaldıktan sonra demokratik(?)bir şekilde Santa Prisca’nın başkanı seçilir. Fakat kısa bir süre sonra JLA Task Force’un saldırısına uğrayıp anavatanından kaçmak zorunda kalır. DC Evreninin devamlılığında sayılıp sayılmayacağını bilmediğim bir öyküde, Superman’in güçlerini geçici bir süreliğine devralmış olan Batman tarafından cehenneme yollanacağı sırada Superman sayesinde hayatı kurtulur.

Aldığı yaraları iyileştirmek için uzun bir aradan sonra tekrar Venom’u kullanan Bane, bu yüzden neredeyse öleceğini görür ve Venom kullanmayı bırakır. Daha sonra ise Bane ,sırf güçsüz durumda olduğu için Secret Six’e yardım edişiyle ve Bruce Wayne’in kayboluşundan sonra Dick Grayson için “Tanrı onu korusun”demesiyle tüm okuyucuları şaşırtır.

Mahşerin altıncı atlısı...

              Bane, ve Catwoman’ın üzerine bir de Hugo Strange eklense ne olur?

Hugo Strange@Arkham City

Bence çifte kavrulmuş lokum gibi olur. Filmde Joker ve Two Face’in gözükmeyeceğini öğrenince senaryo hakkında endişelere kapılmıştım. Ama Hugo Strange ve Catwoman’ın üzerine Bane eklenince, kötü bir senaryonun çıkması zor gibi görünüyor. Düşünsenize Bruce Wayne Rachel Dawes’un yasını tutuyor.(%99 dirilecektir, ortada ceset yoksa ölmemiştir. Captain America’nın Sidekicki hakkındaki Bucky hakkındaki tahminim tutmuştu. Belki de ölmüştür koskoca Christopher Nolan böyle ucuz numaralar yapar mı yahu?)Dr. Strange denen gizli kimliğini bildiği Batman’e kafayı takmış deli doktoru onunla oynamak için Bane’i kullanıyor ve ona Thomas Wayne’in gayrimeşru çocuğu olduğunu söyleyip gaza getiriyor. Ardından Dawes’un yokluğunda Catwoman ile çok karışık bir ilişki içerisinde olan Batman var. Zaten Batman’in kanunla arası iyi değil. Lucius Fox istifa etmiş, şirket kötüye gidiyor Batman Bruce Wayne olarak da pek mutlu değil. Bunun üzerine geceleri Bane denen adam ve örgütlediği suçlularla şehirde terör estiriyor. Bununla kalmayıp Catwoman’ın kafasını yumurta gibi kırıyor ya da kediciği Batman’i tuzağa düşürmek için kullanıyor. Bu sırada Hugo Strange’in de eli armut toplamıyor. Evet, aslında senaryo konusunda sorun yaşanacağını düşünmüyorum. Senarist de David S.Goyer olursa yapımcı kadroya güvenim tam. Casting konusunda hiçbir zaman endişelenmiyorum çünkü oyunculara dikkat eden biri değilim. İyi bir senaryo, görsel efektler ve atmosfere uygun kaliteli müzikler yeter benim için. Bundan dolayı Heath Ledger’ın ölümünden sonra 3.filmden Joker’in çıkarılacağını duyunca epey köpürmüştüm. Bu sefer de devam filmlerinde düşünülen karakterlerden birini oynayan bir oyuncu oscarlık bir performans gösterirse, kendisinden rica ediyorum hemen ölmesin, biraz sabretsin. En azından yediğine içtiğine dikkat etsin, her sene en az 5 kez check-up falan yaptırsın. Her neyse eğer senaryo biraz önceki zırvalarımı içinde barındıracaksa filmin isminin The Dark Knight Falls olması gerekmiyor mu? Yoksa Nolan’ın kafasında bambaşka şeyler mi var? Belki de Hugo Strange’in yer alışı söylentiden öteye gidemeyecektir. Yoksa önce Rise sonra Fall mu?

O kadar düşünme be hocam.. Dünyayı sen mi kurtaracan?

 Edit:

Filmde Talia Al Ghul da olacakmış. Öyleyse Batman’in meşhur öyküsü Legacy bu filme çok yakışır.

R.I.P’deki antogonist karakter olan Simon Hurt ile Hugo Strange’i oldukça benzetiyordum. Yabancı forumlarda Simon Hurt’ın Hugo Strange olabileceğini düşünenler var:

http://forums.comicbookresources.com/showthread.php?t=249438

That and the initials Simon Hurt is Hugo Strange in reverse.

Gizli Savaş

Spiderman’i Bilka zamanlarından takip edenlerin merak ettikleri efsane maceralar vardır. Mesela Amazing Spiderman 300’deki Venom isimli öykü bunlardan biridir. Venom ile Spiderman’in ilk dövüşü hiçbir zaman Bilka’nın siyah beyaz Örümcek Adam’larında yayınlanmamıştır. Buna ek olarak Amazing Spiderman 299’un sonunda Venom’un Mary Jane’in karşısına çıktığı ve genç Todd McFarlane’i comics okuyucuları arasında Elvis Presley’den daha ünlü yapan Venom illüstrasyonu da 106.fasikülde kırpılmıştır. Spiderman’i Bilka zamanlarından takip edenlerin kalplerinde yaşattıkları B yayınları bu davranışıyla hata etmiştir.

Spiderman’i Bilka zamanlarından takip edenlerin merak ettikleri maceraların yanında cevabını merak ettikleri sorular da vardır. Bunlardan biri de Venom ortakyaşarının dünyamıza nasıl geldiğidir. Secret War isimli 12 bölümlük crossoverda bu sorunun cevabı verilmektedir. Spiderman’i Bİlka zamanlarından takip edenlerin bir öyküyü beğenmesi için Secret Wars ile isim benzerliğine sahip olması yeterlidir.

Spiderman’i Bilka zamanlarından takip edenlerin iyi tanıyacağı bazı villainlar vardır. Killer Shrike,Jack O’lantern,Scorcher,Scorpion,Dr.Octopus,Goldbug,Grizzly,Trapster bunlardan bazılarıdır. Bir önceki cümlede ismi zikredilenlerin 3 tanesi dışında dost canlısı komşumuz Örümcek Adam bunların kıçlarını rahatça tekmeleyip, şamar oğlanı rütbesine indirmiştir. İki cümle önce ismini anılan beyefendilerin hepsinin birden isminin anıldığı, bir kısmını anılma aşamasından aktif role terfi ettirildiği bir macera Spiderman’i Bilka zamanlarından takip edenleri heyecanlandırması gerekmektedir.

Spiderman’i Bilka zamanlarından takip edenlerin iyi tanıyacağı bazı dost karakterler vardır. Wolverine,Daredevil,Black Widow,Captain America,Luke Cage ve Nick Fury gibi. Spiderman’i Bilka zamanlarından takip edenlerin çok sevdiği bu kahramanların Spidey ile team up yaptıkları bir macera, Bilkacı dinozorların oldukça ilgisini çekecektir.

Spiderman’i Bilka zamanlarından takip edenlerin ve yeniyetme Spidercıların çok sevdiği Ultimate Spiderman isimli bir seri vardır. Bu serinin arkasındaki adam Brian Michael Bendis’tir. Bu adam Secret War isimli 5 sayılık bir öykü yazmıştır. İllüstrasyonu Gabriele Dell’Otto  tarafından yapılmıştır. Türkçemize Gerekli Şeyler tarafından Gizli Savaş adıyla tarafından kazandırılmıştır. Hem başlığını sonuna kadar hak eden bu öykü, hem de Dell’Otto’nun çizimleri hoşuma gitmiştir. Beni tek rahatsız eden şey ise alışık olmadığım tarzda renklendirilişidir. Konusu hakkında hiçbir şekilde spoiler vermek istemediğim bu eserin kanımca Spiderman’i Bilka zamanlarından takip edenlerin kütüphanesinde ön sıralarda durması gerekmektedir.