Captain America: The Winter Soldier

Winter Soldier

The Winter Soldier’ı sinemada izlerken birkaç ufak detayı kaçırmıştım, o yüzden detaylı bir yazı yazmak için bekledim. Beklentilerimin çok üzerinde çıkan, MCU’ nun geleceği hakkında umutlanmamı sağlayan bir başyapıtla karşılaşmıştım.  The Avengers’ tan katbekat daha iyi olduğunu rahatlıkla iddia edebilirim. . Hakkında övgü dolu bir yazı yazmayı borç bildiğim için klavye başına geçtim.

Ancak hemen dikkatimi çeken büyük bir paradokstan bahsetmesem olmaz. Bildiğiniz gibi film Agents of SHIELD’ da anlatılan olaylarla yakından alakalı. Hatta dizi bu film çıkana kadar ana konuya tam girememiş, bir sürü filler bölümüyle izleyiciyi kendinden soğutmuştu. Dizinin The Beginning of the End isimli bölümüne bakarsak Ward’un Thomas Nash’i vurmasının hemen ardından Coulson’ ın Fury’den bir çağrı aldığını görüyoruz. O güne Gün 0 diyelim. Aynı gece ise Fury’e giderken uçağının Victoria Hand tarafından kontrol altına alınması, John Garrett’ın pisliğin teki çıkması vs. gibi olaylar yaşanıyor ve bölümün sonunda Hand’in arkasındaki ekranda hellicarrierların Triskelion’ a düşüşünü görüyoruz. Tüm olayların sabaha karşı sona erdiğini düşünürsek Gün 1’de SHIELD tamamen yıkılmış, Captain ortadan kaybolmuş olduğu ortaya çıkıyor. Ve Gün 0’ın başında Fury yaşıyor. Filme dönersek Fury’nin suikaste uğradığı güne Gün A, Cap’in SHIELD’dan kaçmaya başladığı güne Gün B, Sam Wilson’ın oyuna dahil olduğu güne Gün C, Triskelion’daki finalin olduğu güne de Gün D diyelim. Gün D’de HYDRA açığa çıktıktan sonra SHIELD Akademisine saldırıyor, Anne Weawer Jemma’yı uyarıyor en sonunda da The Clairvoyant’ın kim olduğu ortaya çıkıyor. CA:TWS’e göre Fury’nin ölümüyle olayların finali arasında 3 gün fark varken dizide bu fark 24 saatten az. Benzer çelişkiler her ay tek bir evreni konu alan onlarca derginin çıktığı çizgi romanlarda görülmesi affedilebilir bir durumken, çelişmemek zorunda olduğu az sayıda film ve tek bir dizi olan koskoca bütçeli bir yapımda yaşanması eleştirilmesi gereken bir nokta. Ama X-men filmleri sağ olsun sinemada da bu tarz şeylere alıştık.

Onun haricinde diğer eksilere gelirsek bu kadar kaliteli bir filmde kahramanın gene son saniyede günü kurtarması gibi klişeler, bazı efektlerin kalitesizliği, ufak tefek senaryo boşlukları göze batmıyor değil. Bu kadar kaliteli bir hikâyenin daha iyi anlatılması gerektiğini de es geçmemek gerek.

Bu kadar kusur kadı kızında da olur deyip filmde neleri beğendiğimden bahsetmem gerekirse:

1/Öncelikle kurgu mükemmel. HYDRA’nın SHIELD’ı nasıl ele geçirdiğinin detayları ise muhtemelen Agents of SHIELD’da bu sezon anlatılacaktır, o yüzden HYDRA’ nın sızma operasyonu ile ilgili senaryo boşluklarının doldurulmasını beklemek gerekir. Ve bu büyük komplodan çok feci malzeme de çıkartılması olası. Ancak film bunu yapmıyor ve tüm planı Zola’nın ağzından özetliyor. Bu alkışlanacak bir yön. HYDRA Ten Rings ile de, Roxxon ile de (dün rüyamda Aldrich Killian’ın HYDRA ajanı çıktığını gördüm,), İran Devrimi, SSCB’nin dağılması, Kennedy suikasti, Kuzey Kore ile Güney Kore’nin çatışması gibi yakın tarihteki her türlü olayla ilişkilendirilebilir. Seyirciyi heyecanlandırmak için ucuza kaçabilirler, sinema salonundakileri “Ooooo Michael Jackson’ın doktoru da HYDRA’danmış” dedirtebilirlerdi. Yapmadılar. Helal olsun diyorum.

Arnim Zola

2/Dövüş sahneleri hakkında bir şey dememe gerek var mı?

Kaptan Amerika Kalkanı

3/Winter Soldier’ın az görülmesi, çıktığı sahnelerde gerilimin yükselmesi, Cap-Bucky ilişkisine daha fazla değinmeyi bir sonraki filme bırakması başarılı.

4/Nick Fury ve Cap arasındaki görüş ayrılıkları, izleyiciye “Cap mi haklı Fury mi?” dedirtmesi ve “güvenlik mi daha önemli özgürlük mü?” sorusunu sordurtması çok güzel olmuş.

5/Zola’nın Captain ve Natasha ile konuştuğu sahneyi defalarca izliyor ve tuhaf bir zevk alıyorum. Neden bu kadar hoşuma gittiğini tam olarak anlayamadım.

Arnim Zola

6/Zola ve Alexandar Pierce’in davasına gayet inanmış “kötü adamlar” olması (Pierce’ın en önemli kurmaylarından John Garrett’ ın “başlarım HYDRA’ya da dünya düzenine de ben menfaatimi düşünürüm arkadaş” tavrıyla hoş bir tezat oluşturmuş), Sitwell ve Pierce gibi özünde(yani Marvel 616 evreninde) iyi olan karakterlerin filmde HYDRA ajanı çıkmaları,  seyiriciyi  yanlış yönlendirecek ufak detaylar, Nick Fury’nin gene her türlü senaryoya hazırlıklı taktiksel deha olarak lanse edilmesi ve Pierce’ a “You need to keep both eyes open” şeklinde taşı gediğine koyuşu (HYDRA tehditlini son anda anlaması çelişki olarak gözüküyor elbette.)  gibi küçük ve hoşuma giden detaylardan da sürüyle var.

Nick Fury

Sonuç olarak Marvel Cinematic Universe’deki en kaliteli ve en heyecan verici film oldu benim için. Film hakkında ne yazsam yetersiz kalacak. Artık MCU’nun geleceğine daha fazla umutla bakıyorum. Ve yıllardır dile getirdiğim “Avengers 3 bence Civil War’ı konu alacak” şeklindeki iddiamı destekleyen bir film olması da kişisel sempatimi arttırmıyor değil. Tahminlerime göre Avengers: Age of Ultron sonrası yaptığı hatadan dolayı o ana kadar milyonların sevgilisi olan Tony Stark bir anda halkın en nefret ettiği adam olacak ve Civil War’a doğru giden süreçte bir adım daha atılacak. Filme fazla kalmadı, bekleyip göreceğiz.

Arnim Zola Ultron

Son bir tahmin daha: Captain Fury’e “bırak artık bu SHIELD işlerini” dediği anda Fury’nin SHIELD’dan vazgeçmeyeceğini biliyordu. Fury’e SHIELD’ın operasyonlarını yer altına indirmesi için fırsat verdi. Cap gibi sorumluluk sahibi bir adamın aklına “SHIELD olmazsa dünyayı kim koruyacak kahramanlar olarak yeterli olabilecek miyiz?” sorusunun gelmemesi bana göre imkansız. İleriki filmlerden birinde bu durum Rogers’ın ağzından esprili bir şekilde dile getirilirse çok şık olur.

Black Widow seksi

Reklamlar

The Dark Knight Rises mı The Dark Knight Falls mu?

2010 yılının başarılı filmlerinden biri olan Inception’ın ardından Christopher Nolan’ın çekeceği üçüncü Batman filminin isminin The Dark Knight Rises olacağı açıklanmıştı. İsmi duyar duymaz “Bu işin içinde Bane denen insan azmanı yoktur ağa, öyle olsa namı The Dark Knight Falls olurdu”demiştim. Ardından filmdeki ana kötünün Hugo Strange olacağı söylentileri dolaşmaya başladı. Ne de olsa 2009 yılının hit oyunu Batman Arkham Asylum’un devamı olan Batman Arkham City’nin fragmanında gözükmüştü bu nur yüzlü amcam. Ve nihayet filmde Tom Hardy’nin Bane, Anna Hathaway’in Catwoman olacağı duyuruldu. Hemen ardından hastalıklı zihnimde muhtemel birkaç The Dark Knight Rises senaryosu belirdi. Kaygı verici bu düşünceleri çelik gibi irademden beslenen bastırma mekanizmam ile bilinçaltı denen çöplüğün içine postalayıp orada boğmaya çalışsam da , içine şeytan girmiş bu azgın horoz ordusuna karşı çaresiz kaldım.Bulundukları yerde ötmekle yetinmeyen bu anarşist grup üst bilinçte de ses yapmaya başladılar.En sonunda çareyi elime kalem alarak,zavallı ağaçların katledilmesiyle oluşan dikdörtgen biçimindeki beyaz zamazingonun üzerine kafamdakileri kusup dökmekte buldum. Eğer azmedersem önce Bane adındaki kas yığını hakkında yalan yanlış bilgiler vereceğim. Belki de azmeder yazının sonunda kafamdaki muhtemel senaryolar hakkında da laklak ederim. Evet, en iyisi lafı uzatmadan Bane isimli dostumuzun biyografisine bir göz atalım öncelikle…

Tom Hardy'den Bane olur mu acep?

Cehennemde doğan çocuk….

 Bane Karayip Adalarının Santa Prisca şehrinin “yeryüzündeki cehennem ”olarak bilinen Pena Duro(İspanyolca sert kaya)isimli hapishanesinde doğdu. Babası oradan kaçmayı başarmasıyla ünlü bir suçluydu. Guantanomo üssünden beter bir yerde doğan bu çocuk, bulunduğu yerin elverdiği ölçüde kendini zihinsel ve fiziksel olarak geliştirdi. Osito(İspanyolca Küçük Ayı)adını verdiği oyuncağın içinde bir bıçak saklayıp 8 yaşında katil olan bu ufaklığın hayatında oyuna yer yoktu. Dünya ya yöneteceği ya da öleceği bir cehennemdi onun için.

Yeni filmde olması muhtemel olan psikopatlardan biri olan Dr.Hugo Strange’in yönetimindeki deneye katıldı ve üzerinde Venom denen fiziksel gücü nirvanaya ulaştıran bir ilaç denendi. Diğer deneklerin aksine ilacın yan etkilerinden hiçbiri görülmedi. Pena Duro’da tanıştığı Trogg,Zombie ve Şahin ismindeki 3 suçluyla beraber kaçtıktan sonra,kendine en uygun yer alan, “günah şehri” Gotham’a yerleşti. Gotham’ı fethetmenin en kısa yolu Batman denen yaratığı bir paçavraya çevirmekti. Batman ile Bruce Wayne’in aynı kişi olduğunu tahmin eden Bane, Arkham Akıl Hastanesindeki delileri salıp zaten rahatça dağları devirebilecek bir durumda olmayan Batman’i tamamen çökertir. En sonunda Wayne malikânesine giren Bane Batman’i yener, fakat ona daha çok acı çektirmek için öldürmez. Gotham’ı çok kısa bir süreliğine ele geçirdikten sonra daha önce yenip öldürmeye zahmet etmediği Jean Paul Valley’e dramatik bir şekilde yenilir.

Yaw gel arkadaş ayıralım şunları..

 Yeni Batman’e yenilmesine sebep olan Venom sisteminden tamamen kurtulup Black Gate hapishanesinden kaçtıktan sonra Gotham’dan ayrılıp gerçek babasını bulmak için dünyayı gezerken Ra’s Al Ghul ile tanışır. Bane’den çok etkilenen reis, onu kendi tahtının varisi olarak görür. Bane’i Gotham’a saldırması için görevlendirir fakat Bruce Wayne rövanşta Bane’i nefes borusuna attığı yumrukla nakavt eder ve onun bir “hayvan”olduğunu söyler.

Tanrı kompleksine girmiş adam... Biraz mütevazi ol be abi..

Batman’i yok etmek için kendisini geliştirmesi gerektiğini anlayan Bane, Jean Paul Valley’den intikam almak için onunla dövüşür. Tıpkı Batman’e yaptığı gibi dizinin üstünde belini kırar. Yendiği halde öldürmediği Azrael’e Venom’u enjekte ettikten sonra psikolojik manipülasyon uygulayarak kendi emrinde çalıştırır. Gotham’daki büyük depremin ardından şehre gider. Lex luthor’un emrinde çalışan Bane Batman tarafından ikna edilir(?).Hemen ardından Ra’s Al Ghul tarafından işten çıkarılması(!) üzerine tüm Lazarus Çukurları imha etmeye çalışır ancak başarılı olamaz.

 Gerçek babasının Thomas Wayne olduğundan şüphelenen Bane bu olasılığı Batman ile konuşur. Yapılan DNA testlerini bu teorisini çürütmesinin ardından Batman ile barışıp(?) Gotham’dan ayrılır. Batman ile beraber gerçek babası olduğunu öğrendiği King Snake ile dövüşür. Batman’i kurtarmak için kendini kurşunun önüne atınca neredeyse nalları dikecek kadar ağır yaralanır fakat daha sonra Lazarus çukurları sayesinde Batman tarafından diriltilir.

Yavaş ol be adam mezardan mı çıktın?

 Bir müddet uyuşturucu mafyasının emrinde çalışmak zorunda kaldıktan sonra demokratik(?)bir şekilde Santa Prisca’nın başkanı seçilir. Fakat kısa bir süre sonra JLA Task Force’un saldırısına uğrayıp anavatanından kaçmak zorunda kalır. DC Evreninin devamlılığında sayılıp sayılmayacağını bilmediğim bir öyküde, Superman’in güçlerini geçici bir süreliğine devralmış olan Batman tarafından cehenneme yollanacağı sırada Superman sayesinde hayatı kurtulur.

Aldığı yaraları iyileştirmek için uzun bir aradan sonra tekrar Venom’u kullanan Bane, bu yüzden neredeyse öleceğini görür ve Venom kullanmayı bırakır. Daha sonra ise Bane ,sırf güçsüz durumda olduğu için Secret Six’e yardım edişiyle ve Bruce Wayne’in kayboluşundan sonra Dick Grayson için “Tanrı onu korusun”demesiyle tüm okuyucuları şaşırtır.

Mahşerin altıncı atlısı...

              Bane, ve Catwoman’ın üzerine bir de Hugo Strange eklense ne olur?

Hugo Strange@Arkham City

Bence çifte kavrulmuş lokum gibi olur. Filmde Joker ve Two Face’in gözükmeyeceğini öğrenince senaryo hakkında endişelere kapılmıştım. Ama Hugo Strange ve Catwoman’ın üzerine Bane eklenince, kötü bir senaryonun çıkması zor gibi görünüyor. Düşünsenize Bruce Wayne Rachel Dawes’un yasını tutuyor.(%99 dirilecektir, ortada ceset yoksa ölmemiştir. Captain America’nın Sidekicki hakkındaki Bucky hakkındaki tahminim tutmuştu. Belki de ölmüştür koskoca Christopher Nolan böyle ucuz numaralar yapar mı yahu?)Dr. Strange denen gizli kimliğini bildiği Batman’e kafayı takmış deli doktoru onunla oynamak için Bane’i kullanıyor ve ona Thomas Wayne’in gayrimeşru çocuğu olduğunu söyleyip gaza getiriyor. Ardından Dawes’un yokluğunda Catwoman ile çok karışık bir ilişki içerisinde olan Batman var. Zaten Batman’in kanunla arası iyi değil. Lucius Fox istifa etmiş, şirket kötüye gidiyor Batman Bruce Wayne olarak da pek mutlu değil. Bunun üzerine geceleri Bane denen adam ve örgütlediği suçlularla şehirde terör estiriyor. Bununla kalmayıp Catwoman’ın kafasını yumurta gibi kırıyor ya da kediciği Batman’i tuzağa düşürmek için kullanıyor. Bu sırada Hugo Strange’in de eli armut toplamıyor. Evet, aslında senaryo konusunda sorun yaşanacağını düşünmüyorum. Senarist de David S.Goyer olursa yapımcı kadroya güvenim tam. Casting konusunda hiçbir zaman endişelenmiyorum çünkü oyunculara dikkat eden biri değilim. İyi bir senaryo, görsel efektler ve atmosfere uygun kaliteli müzikler yeter benim için. Bundan dolayı Heath Ledger’ın ölümünden sonra 3.filmden Joker’in çıkarılacağını duyunca epey köpürmüştüm. Bu sefer de devam filmlerinde düşünülen karakterlerden birini oynayan bir oyuncu oscarlık bir performans gösterirse, kendisinden rica ediyorum hemen ölmesin, biraz sabretsin. En azından yediğine içtiğine dikkat etsin, her sene en az 5 kez check-up falan yaptırsın. Her neyse eğer senaryo biraz önceki zırvalarımı içinde barındıracaksa filmin isminin The Dark Knight Falls olması gerekmiyor mu? Yoksa Nolan’ın kafasında bambaşka şeyler mi var? Belki de Hugo Strange’in yer alışı söylentiden öteye gidemeyecektir. Yoksa önce Rise sonra Fall mu?

O kadar düşünme be hocam.. Dünyayı sen mi kurtaracan?

 Edit:

Filmde Talia Al Ghul da olacakmış. Öyleyse Batman’in meşhur öyküsü Legacy bu filme çok yakışır.

R.I.P’deki antogonist karakter olan Simon Hurt ile Hugo Strange’i oldukça benzetiyordum. Yabancı forumlarda Simon Hurt’ın Hugo Strange olabileceğini düşünenler var:

http://forums.comicbookresources.com/showthread.php?t=249438

That and the initials Simon Hurt is Hugo Strange in reverse.