Crysis 2- Duke Nukem Forever-Spiderman Shattered Dimensions

Yorum yapın

Uzun süredir burada hiçbir şey yazmıyorum. Bir türlü vaktim olmadı yazı yazmaya, bu süre zarfında ne doğru düzgün bilgisayar oyunları oynayabildim, ne de koltuğuma uzanıp heyecanla çizgi roman okuyabildim. Birkaç tane istisna var ama onlar da kaideyi bozma yeteneğine sahip değiller. Bu birkaç ay sadece yeni çıkan hit oyunlara şöyle bir göz gezdirdim ve biri dışında beklediğimi buldum. Beklediğimi bulamadığım oyun Crysis 2 idi, Spiderman Shattered Dimensions ve Duke Nukem Forever’ ın über kaliteli yapımlar olacaklarına inanmıyordum. Şimdi hepsi hakkında edindiğim ilk izlenimleri paylaşayım, maksat yazmış olmak olsun. “Dikkat geyik çıkabilir” uyarımı yaptıktan sonra hepsi hakkında üç beş kelam etmek gerekirse:

CRYSIS 2

çıkmadan önce milleti kekleyen fake screenshot

“Türkiye’nin gururu Yerli kardeşlerin kurduğu Crytek firması 4 yıl aradan sonra tekrar dünyayı ve Pc’lerimizi sarsacak gibi görünüyor. 90ların ortalarında ardı ardına çıkan Doom,Myst ve Quake gibi şok edici bir grafiksel devrim olmayacak fakat upgrade ya da yepyeni bir sistem için cebimizdeki akrepleri çıkartacağız.

Peki, buna değecek mi acaba? Her ne kadar fake ekran görüntülerine inanıp,(ya da inanmış gibi yapıp.),coştuktan sonra(kuyruklu yalan olabilir bu…), hayal kırıklığına uğrasam ve trailerlar beni heyecanlandırmasa da bence EVET! Çünkü screenshotlara bakıp da çıkmamış oyunların grafikleri hakkında spor yazarları gibi beylik yorumlarda bulunmayı uzun zaman önce bıraktım. Evet diyorum çünkü işin ardında tüm dünyanın saygı duyduğu Crytek var. Evet diyorum çünkü dünyadaki otoriteler id Software’in Rage’i kıyaslanan bir oyun bu.Şu anda sızdırılan versiyonundaki ekran görüntülerini kalitesiz bulup da dudak bükmeyin. Oyunun resmi olmayan minimum sistem gereksinimleri şunlar:

- Windows XP, Windows Vista veya Windows 7 işletim sistemi
- Intel Core 2 Duo 2.0 Ghz veya AMD Athlon 64 X2 2.0 Ghz işlemci
- 512 MB ATI Radeon 3850HD veya nVidia GeForce 8800GT ekran kartı
- 2 GB RAM
- 9 GB sabit disk alanı

Ancak hemen sevinmeyin. Birincisi bunlar resmi sistem ihtiyaçları değil. İkincisi mininum sistem ihtiyaçlarından bahsediyoruz. Böyle bir sistemle Crysis 2’yi sadece çalıştırabileceksiniz, grafik detaylarını sonuna kadar açmayı unutun. Benim tahminlerime göre Core2Duoların tamamı bu eylem için yetersiz kalacak. Konsol sahipleri de avuçlarını yalasınlar. Crysis 2 konsollarda Pc’ye nispeten oldukça kötü gözükecek.”

Evet aynen bunu yazmıştım dost siteler olan Resimliroman ve Altın Madalyon’da. Şöyle bir göz attığımda kehanet/isabet oranımın çok yüksek olmadığını anladım. Oyun bilgisayarıma kuruluktan sonra ettiğim çalışma teklifini “paran yok adam gibi ekran kartı almaya, gelirsin beni oynamaya” dese de şerefli bir genç olarak beni istemeyen diyalog kutusuna ısrarla evet dedim. Oyunun başında “A Cevat Yerli Game”ifadesini görünce mesut oldum. Böylece Cevat Yerli Türk insanının eline gerekli imkânlar verildiğinde neler başarabileceğini kanıtladı. Bu ülkenin vatandaşı olarak kendisiyle gurur duyamıyorum çünkü onun başarısında benim payım yok fakat kendisini tebrik ediyorum. Ayrıca Crysis 2′yi benim gibi külüstür PC sahiplerinin oynayabilmesini sağladığı için müteşekkirim. Bütün dünya Türklerin boş insanlar olmadığını gördü. Artık milliyetçilik duygularımız kabardığında kimse bizi ayıplayamayacak.

Senaryodan çok fazla bir şey beklemeyin demiştim, bu yüzden hayal kırıklığına uğramadım. Ünlü bilimkurgu yazarı Richard Morgan’ın yazdığı öyküde New York Dünya Dışı Varlıkların saldırısına uğruyor. Daha önceki oyunlardan tanıdığımız Prophet kendi hatası olan bu olaydan dolayı intihar ediyor. Sonrasında Venom ve Iron Man teknolojisinin bileşimi diye tanımlayabileceğimiz Nanosuit Alcatraz’ın eline geçiyor ve olaylar gelişiyor. Hideo Kojima da oyunun bu handikapını koz olarak kullanıp,buram buram kibir ve kıskançlık kokan açıklamalarda bulunmuştu. Ama unuttuğu bir şey var: İlk oyunun esas olayı hikayesi değil foto-realistik grafikleriydi. Bu oyun da süper grafiklere sahip olmasa da Cry Engine 3’ün yeteneklerini sergileyen bir demo niteliğinde. Fakat Crysis 2 Playstation 3′e uyumlu hale getirilmek uğruna grafiksel anlamda hacamat edilmiş bir oyun. Playstation 3′te PC’dekinden çok daha kötü gözükse de Electronic Arts Crytek’e “İlla ps3′te de çalışacak şekilde yapmalısın”diye baskı uygulamasaydı keşke. Bu oyun için 500 dolarlık ekran kartı almanıza gerek yok. Oyun ses ve müzik açısından oldukça başarılı,  gözden çok  kulağa hitap eden bir yapım bu.

Beklediğimiz kadar yakışıklı gözükmeyen ve ana menüsünde detaylı ayar yapamadığımız bu oyun için Advanced Graphic Options diye bir program yapmışlar. Fakat ben bu programa gelişmiş ayar programı diyemiyorum. Mesela motion blur’u kapatmak blur efektinden tamamen kurtulmak demek değil,PC oyunlarıyla biraz haşır neşir olan herkes bunu bilir. Eğer oluşturacağınız autoexec.cfg’de r_MotionBlurShutterSpeed = 0 ve r_MotionBlurMaxViewDist = 0 parametrelerini girmezseniz blur denen rezilliğe katlanmaya devam edeceksiniz.daha detaylı ayar yapmak istiyorsanız autoexec.cfg dosyasına aşağıdaki komutları parametrelerini değiştirerek girebilirsiniz:
sys_spec = 4

sys_spec_Full = 4

sys_spec_ObjectDetail = 4

sys_spec_Shading = 4

sys_spec_VolumetricEffects = 4

sys_spec_Shadows = 4

sys_spec_Texture = 4

sys_spec_Physics = 4

sys_spec_PostProcessing = 4

sys_spec_Particles = 4

sys_spec_Sound = 4

sys_spec_Water = 4

sys_spec_GameEffects = 4

sys_spec_Quality = 4

q_ShaderGeneral = 4

q_ShaderMetal = 4

q_ShaderGlass = 4

q_ShaderVegetation = 4

q_ShaderIce = 4

q_ShaderTerrain = 4

q_ShaderShadow = 4

q_ShaderFX = 4

q_ShaderPostProcess = 4

q_ShaderHDR = 4

q_ShaderSky = 4

q_Renderer = 4

i_lighteffects = 1

g_corpseMinTime = 8

g_corpseUnseenTime = 2

g_corpseMinDistance = 20

g_battleDust_enable = 0

mfx_Timeout = 0.01

g_SkipIntro = 0

g_radialBlur = 0

g_nanoSuitEnableSuitShapeDeformation = 1

g_no_breaking_by_objects = 0

g_procedural_breaking = 1

g_no_secondary_breaking = 0

e_ObjQuality = 1

e_ProcVegetation = 1

e_DecalsAllowGameDecals = 1

e_DecalsLifeTimeScale = 1

e_DecalsOverlapping = 1

e_LodRatio = 4

e_LodMin = 0

e_ViewDistRatioDetail = 19

e_ViewDistRatioVegetation = 21

e_VegetationMinSize = 0.5

e_ViewDistRatio = 25

e_ViewDistRatioCustom = 60

e_ViewDistRatioLights = 25

e_ViewDistMin = 10

e_MaxViewDistSpecLerp = 0.5

sys_flash_curve_tess_error = 4

e_VegetationSpritesDistanceCustomRatioMin = 0.6

e_VegetationSpritesDistanceRatio = 1

es_DebrisLifetimeScale = 0.6

e_OcclusionCullingViewDistRatio = 1

e_Dissolve = 2

ca_AttachmentCullingRation = 120

e_TerrainOcclusionCullingMaxDist = 130

e_streamCgf = 0

e_ParticlesQuality = 2

e_ParticlesMaxScreenFill = 32

e_ParticlesMinDrawPixels = 1.5

e_ParticlesObjectCollisions = 1

e_ParticlesPoolSize = 8192

e_ParticlesEmitterPoolSize = 4096

r_UseParticlesHalfRes = 0

e_ParticlesForceAnimBlend = 0

e_ParticlesForceGI = 1

e_CullVegActivation = 30

g_tree_cut_reuse_dist = 0.35

p_max_MC_iters = 4000

es_MaxPhysDist = 200

es_MaxPhysDistInvisible = 100

e_PhysOceanCell = 1

e_FoliageWindActivationDist = 10

g_breakage_particles_limit = 80

p_max_object_splashes = 3

v_vehicle_quality = 4

p_max_substeps_large_group = 5

p_num_bodies_large_group = 100

p_gravity_z = -13

p_joint_damage_accum = 2

p_joint_damage_accum_threshold = 0.2

p_num_threads = 2

r_MotionBlur = 0

r_sunshafts = 1

r_UseEdgeAA = 0

r_colorgrading = 2

r_GlowAnamorphicFlares = 1

r_RainMaxViewDist_Deferred = 40

r_MotionBlurMaxViewDist = 0

r_PostMSAA = 1

r_PostMSAAEdgeFilterNV = 0

r_PostProcessHUD3DCache = 0

r_MotionBlurShutterSpeed = 0

r_HDRBloomMul = 0.7

sys_spec_Quality = 4

e_SkyUpdateRate = 0.5

r_DetailNumLayers = 1

r_DetailDistance = 4

r_HDRRendering = 2

r_SSAO = 4

r_SSAOQuality = 1

r_SSAODownscale = 1

r_refraction = 0

sys_flash_edgeaa = 0

e_VegetationUseTerrainColor = 0

e_TerrainAo = 0

e_TerrainNormalMap = 0

e_DynamicLightsMaxEntityLights = 7

r_UsePom = 0

r_EnvTexUpdateInterval = 0.075

r_TexturesFilteringQuality = 1

e_GINumCascades = 1

r_HDRBlueShift = 1.0

r_HDRBrightLevel = 0.85

r_HDRBrightOffset = 5

r_HDRBrightThreshold = 6

r_HDRLevel = 6

r_HDROffset = 10

r_EyeAdaptationBase = 0.1

r_EyeAdaptationFactor = 0.85

e_GI = 0

e_GIMaxDistance = 50

e_GIAmount = 0.6

e_Shadows = 0

r_ShadowBlur = 0

e_ShadowsMaxTexRes = 512

r_ShadowJittering = 1

e_GsmLodsNum = 4

e_GsmRange = 3

e_ShadowsCastViewDistRatio = 0.8

e_GsmCache = 1

e_ShadowsResScale = 3.4

s_MPEGDecoders = 24

s_Obstruction = 2

s_ObstructionAccuracy = 1

s_ObstructionUpdate = 0.5

s_SoundMoodsDSP = 0

s_VariationLimiter = 0.6

s_ReverbType = 3

r_TexSkyResolution = 1

r_ImposterRatio = 2

r_EnvCMResolution = 0

r_EnvTexResolution = 0

r_DynTexMaxSize = 50

r_TexAtlasSize = 512

r_DynTexAtlasCloudsMaxSize = 24

r_DynTexAtlasSpritesMaxSize = 16

r_VegetationSpritesTexRes = 64

r_TexMinAnisotropy = 8

r_Beams = 3

r_BeamsDistFactor = 0.5

r_BeamsMaxSlices = 32

e_Clouds = 0

r_WaterUpdateFactor = 0.1

e_WaterTesselationAmount = 1

e_WaterTesselationSwathWidth = 10

r_WaterUpdateDistance = 1

e_WaterOceanFFT = 0

q_ShaderWater = 1

r_WaterReflectionsMinVisiblePixelsUpdate = 0.05

sys_MaxFPS = 60

sys_physics_CPU = 0

sys_EarlyMovieUpdate = 1

gpu_Particle_Physics = 1

e_LodMax = 0

r_AnisoMin = 4

r_AnisoMax = 4

e_CharLodMin = 0

es_maxphysdistcloth = 50

r_PostMSAAMode = 2

r_ShadersRemoteCompiler = 0

r_displayInfo = 0

r_BeamsSoftClip = 1

r_EnableAltTab = 0

r_TexMaxAnisotropy = 8

r_ColorBits = 32

r_CoronaFade = 0.25

r_DrawNearFoV = 65

r_UseMergedPosts = 1

r_HDRRangeAdaptMax = 1.01

r_HDRRangeAdaptMaxRange = 8

r_HDRGrainAmount = 0.0

r_ShadersUseInstanceLookUpTable = 1

Bunun dışında “Edge Anti Aliasing”’i ayarlamadan “Multisample Anti aliasing”’i maksimuma dayayıp da, “oha lan hala yumuşak çizimler yok be.”diyerek saldırmayın oyuncağıza. autoexec.cfg’de r_UseEdgeAA=16 yapıldıktan sonra oyundaki grafik kalitesi çok değişiyor. Sonuç olarak gene adam gibi görüntü elde edemiyorsunuz ama ilk anda iğne gibi batan o sükût-u hayalin dozajını düşürebilmeniz işten bile değil.

Spiderman:Shattered Dimensions

Şimdi bu oyun hakkında öznel yorumlarda bulunayım. Bir önceki Spiderman oyunu Web Of Shadows’u hiç beğenmemiştim. Bunun da giriş videosundan anladığım kadarıyla olabilecek en kötü senaryo ne ise onu oynuyoruz. İkisi de çocuk oyunu. Shattered Dimensions ekran görüntülerinden gördüğünüz gibi Cel Shade grafiklerle hazırlanmış. Böyle grafiklerle hazırlanmış bir oyun ya çocuk oyunudur, ya konsolların teknik zaaflarını örtbas için hazırlanmış bir oyundur. SD için her ikisi de geçerli. Fakat Crysis 2′nin bile grafik ayarları menüsü konsolvari seçenekleriyle PC kullanıcılarıyla dalga geçerken bu oyunda grafikleri nispeten detaylı bir şekilde ayarlayabiliyoruz ki bu bir artı. PC versiyonu çıkmayacak diye duyurmuşlardı lakin adamlar bizi de düşünmüş. Ortada neredeyse hiç çizgi roman oyunu yokken bir süre oyalanmaya yarar. Tabi bunlar birkaç bölüm oynadıktan sonraki izlenimlerim. Sonrasında oyuna hayran olabilme ihtimalim de var. En azından WOS’tan daha iyi gibi duruyor. Son olarak The Amazing Spiderman’i uzun süredir takip etmeyenlerin hoşuna gidebilir, çünkü yükleme ekranında Harry’nin fake ölümünü anlatan Chracter Assasination’dan tutun da Amazing Spiderman 600′a kadar -kısa kısa da olsa-bilgiler veriliyor.

“Duke Nukem Never” olarak kalsaydı keşke

Son olarak bu aralar Duke Nukem Forever oynuyorum daha doğrusu oynamaya çalışıyorum. Yapımı yılan hikâyesine dönen,10 yıl önce ön sipariş veren oyuncuya sabır ödülü bile verilen oyun beklediğim gibi oyuncuların beklediğine değmedi. Ağzıyla kuş tutsa beğenilmeyecek deniyordu fakat bırakın mükemmel bir yapım olmayı oyunun ismi var cismi yok. Oynanış 15 yıl öncesini andırıyor, grafikler 3-4 yıl önce piyasaya sürülse vasat bulunabilirdi ki şimdi ne bulunabilir onu düşünün, müzikler sıkıcı, senaryoya ise hiç girmiyorum zaten bu Duke denen adam Amerika’nın Recep İvediği diyebileceğimiz bir kahraman, daha kibar bir şekilde söylemek gerekirse ayunun teki. Kısacası her yerinden primitif bir oyun olduğu anlaşılıyor. Oyunculara edilmiş bir küfürden başka bir şey değil. Kafsinli ifadelerden kadar fazla rahatsız ediyor insanı. Yapımı 14 yıl süren, yapım sürecinde beş kez grafik motoru değiştiren bir oyundan daha ne bekliyorsunuz ki. Trash ötesi olacak tabi ki.

Bahsettiğimiz oyunumsunun grafiklerini katlanılabilir hale getirmek isteyenler ilk önce anti aliasing’i 16x Quality AA yapmak zorundalar. Oyunun menüsünde FSAA/FXAA seçenekleri bulunmasına rağmen anti aliasing seviyesini ayarlayamıyoruz. Bunu yapmak için ekran kartınızın yazılımı yeterlidir. Nvidia kullanıcıları nvidia control panel’den anti aliasing’in yanında transparanlık seçeneğini supersampling yapsınlar. Grafikler süper olmuyor ama en azından mideniz bulanmadan bakabiliyorsunuz.

Çizgi Romanlardaki Mantık Hataları

Yorum yapın

Dost site olan Resimliroman. net’ te 2 küsur yıl önce “Çizgi Romanlardaki Mantık Hataları” üzerine bir başlık açılmıştı. Bu konuda düşüncelerimi sizle burada paylaşmak istedi gönlüm. Uzun süredir şikâyetçi olduğum bir konuydu bu. Kendimi çok zeki hissetmesem de ortalamanın üzerinde bir merak duygusuna sahip olduğum konusunda tevazu gösteremem. Lakin idealin çok altında olduğu kabul etmem gereken bir gerçek. İçinde bir tutam narsis kompleksi barındıran-bir tutam?-kendi kişilik analizimi bir kenara bırakıp sadede gelirsek şikâyetçi olduğum bu konuya ilk başlarda çok tepki veriyordum fakat artık kanıksadım.

Durum sadece çizgi romanlarla sınırlı olsa daha çok üzülecektim fakat büyük paraların döndüğü Hollywood filmlerinde de durum böyleydi. Meşhur Matrix serisi tonla çelişki içeriyordu. Yeşilçam’ı asla konuşmayalım. “ Çizgi romanda mantık mı olur, zaten fantastik öyküler bunlar” diye düşünmeyin. Burada içerdikleri çelişkilerden bahsediyorum. Sözgelimi Spiderman gibi biri maksimum 10 ton kaldırdığı kabul edildikten sonra adamı 500 ton kaldırırken çizemezsiniz. Ya da Punisher Rhino’yu boynuzundan tutup çeviremez. Mesela en son dikkatimi çeken örneğe gelirsek. Mantık hatası olup olmadığından emin olamadığım bir durum var. Lisede Kimya dersi uyumak yerine dinleseydim belki kesin bir şeyler söyleyebilirdim. -Kişilik analizimi tekzip eden bir bilgi verdim-

 Batman&Bane isimli one shot’ta (belki de seridir ) Bane nükleer silahlar taşıyan bir savaş gemisini kaçırıyor ve kendisine 2 milyon papel verilmezse Gotham’ı harabeye çevireceğini söylüyor.(Ben olsam bu kadar az bir miktar istemezdim. Çok daha uçuk isteklerim olurdu. Zaten Gotham’ı da o hale çevirip de Mad Max’i mi çekeceğim?) Batman, canını bağışladığı Nightwing ve Robin tarafından yenilgiye uğrayınca böyle kele böyle tarak diyerek hem kendini hem Gotham’ı kızartmaya karar veriyor. Nükleer silahların suyla temas etmesi için gemiyi batırmaya çalışıyor. Burada anlamadığım nokta şu: Füzyonun ve fisyonun (hangisi önce başlamalıysa) başlaması için deniz suyunun düşük sıcaklığı yeterli mi? Bu işin bu kadar basit olacağını zannetmiyorum. Bunun dışında çizgi romanlarda o kadar fazla mantık hatası var ki… Farkettiklerimin içinde en ilginç olanları daha sonra paylaşmayı düşünüyorum.

1602

Yorum yapın

 Neil Gaiman hayranı bir okur değilim. Çizgi romanla ilgisi olmayan birçok insanın beğenerek okuduğu Sandman’i pek sevmem. Buna sebep olan şey kişisel sebeplerin dışında- Bu kişisel sebepleri belki bir gün anlatırım. Ama çok heyecan verici bir muhabbet olmaz.- Sandman’in ilk cildini okurken inanılmaz sıkılıp, sonuna kadar sabredemeden bırakmam ki aslında ikincisi de teknik açıdan kişisel sebep sayılır. Neil Gaiman’ın “Whatever Happened to The Caped Crusader”ı beni baymasa da bu öyküye bayılmadım. Bu sebeplerle 1602’nin Türkçe baskısını okurken çok keyif alacağımı ummuyordum. Cildi okumaya önce Neil Gaiman’ın sonsözü ile başladım. Öncesinde dijital renklendirmeyi yapan Richard Isanove’un çıkardığı işi takdir etmiştim. Gaiman ilginç şeylerden bahsediyordu, 11 Eylül dolayısıyla kanın gövdeyi götürdüğü, binaların havaya uçtuğu bir öykü olmayacaktı bu öykü. Sonsöz oldukça hoş bir üslupla yazılmıştı fakat gene de iyi bir senaryo ile karşılaşacağımı sanmıyordum.

Hatta ilk bölümdeki bazı diyaloglar olmasa sıkılıp okumayı bırakabilirdim. İlk bölümde Matthew Murdoch’ın “Eğer herkes geri dururken, şeytan cesaret edebiliyorsa şeytanı oynamaktan mutluluk duyarım delikanlı” şeklindeki sözü çok hoşuma gitti ve bir yerden tanıdık geldi. Çok ünlü bir eserde buna benzer bir sözün yer aldığından eminim fakat şu anda hatırlayamıyorum.

 

 Biraz önce Matthew Murdoch ismiyle karşılaşınca bir imla hatası yaptığımı mı düşündünüz? Eğer böyle düşünüyorsanız sizinle aynı fikirde değilim çünkü yanıldınız. Murdoch’ın “delikanlı” diye hitap ettiği hayali şahsiyet Peter Parquah, hayır Parker değil Parquah. İşte 1602 popüler Marvel karakterlerinin bazılarının ismi değiştirilerek 17.yy’a uyarlandığı bir alternatif evren hikâyesi. Ortaçağ öykülerinden hoşlanmayanların bile ilgisini çekebilir, çünkü romanda bilimkurgu öğeleri de bulunuyor. Eserin konusunu özetleyerek keyif kaçırmak istemiyorum. Sadece daha fazla merakınızı arttırmak için şu kadarını söyleyebilirim: Kraliçe Elizabeth ölüm döşeğinde ve saray doktoru Stephen Strange her canlının başına gelecek hadiseyi ileri bir tarihe ertelemek için elinden geleni yapıyor. Doktorluğunun yanında büyücülükle uğraşması ve burnu havada bir tip oluşundan dolayı Sir Nicholas Fury ile çok sağlıklı bir ilişki içerisinde değil. Havaların soyadı gibi tuhaf olması onu da endişelendirmekte. Onu endişelendiren bir başka konu ise tahta çıkmak için Kraliçenin bu dünyadan göçüp gitmesini bekleyen İskoç James. James büyücülerden hiç hoşlanmıyor. Büyücülerden daha çok nefret ettiği bir şey ise “cadı soyu” kategorisine sokulan mutantlar. İspanyol Engizisyonu ile Carlos Javier ve yardakçılarını yakalamak üzere anlaşmış durumda. Son olarak Roanoke Kolonisinden Virginia Dare ve başlarda önemsiz bir karakter gibi gözüken Kızılderili(?) koruması Rojhaz bir gemi ile Britanya’ya geliyor. “Bunun neresinde bilimkurgu öğesi var?” diyebilirsiniz. Kitabı okuduktan sonra böyle düşünmeyeceğinize dair bahse girerim.

Serinin görsel anlamda oldukça başarılı olduğunu belirtmiştim. Ortaçağın kasvetli havası çok başarılı bir şekilde yansıtılmış. Neil Gaiman ise kurguladığı kaliteli hikâyeyi lâtif diyaloglarla süsleyerek işini çok iyi yapmış. Sonuç olarak 1602’yi kreması da süslemesi de keki de lezzetli olan bir pastaya benzetiyorum. Fakat pastanın güzelliğini takdir ettikten sonra hızlı bir şekilde yiyip bitiriyorsunuz ve geriye bir şey kalmıyor. Bu yüzden bir Watchmen ya da From Hell değil veya efsanevi bir mainstream öyküsü kadar kaliteli değil. Fakat Amerikan Ana Akım Çizgi Romanlarını temel alan en iyi alternatif evren öykülerinden birisi olduğunu düşünüyorum. Nitekim 2005 yılı Quill ödülü almış bir eser bu. Cilt haline getirilmiş versiyonu Gerekli Şeyler tarafından Türkçemize kazandırıldı. Orijinaline yakın bir kalitede basılan Türkçe edisyon uygun bir fiyatla satılıyor. İki ay kadar önce aldığım bu grafik romanı dün itibariyle okuyup, bitirme fırsatı buldum. Türkiye’deki çizgi roman piyasasının son zamanlarda canlandığını görmek oldukça keyifli bir durum fakat bu canlanma yeterli değil, özellikle Amerikan Çizgi Romanları söz konusu olduğunda. Yayınevleri oldukça zor şartlarda, zarar etme olasılıklarının mutlak kesinliğe yakın olduğunu bildikleri halde bu işe girişiyorlar. Ülkede çizgi romanlara oluşan önyargı kırılmadıkça okur olarak daha fazlasını beklemek hayalcilik olur.



The Dark Knight Rises mı The Dark Knight Falls mu?

1 Yorum

2010 yılının başarılı filmlerinden biri olan Inception’ın ardından Christopher Nolan’ın çekeceği üçüncü Batman filminin isminin The Dark Knight Rises olacağı açıklanmıştı. İsmi duyar duymaz “Bu işin içinde Bane denen insan azmanı yoktur ağa, öyle olsa namı The Dark Knight Falls olurdu”demiştim. Ardından filmdeki ana kötünün Hugo Strange olacağı söylentileri dolaşmaya başladı. Ne de olsa 2009 yılının hit oyunu Batman Arkham Asylum’un devamı olan Batman Arkham City’nin fragmanında gözükmüştü bu nur yüzlü amcam. Ve nihayet filmde Tom Hardy’nin Bane, Anna Hathaway’in Catwoman olacağı duyuruldu. Hemen ardından hastalıklı zihnimde muhtemel birkaç The Dark Knight Rises senaryosu belirdi. Kaygı verici bu düşünceleri çelik gibi irademden beslenen bastırma mekanizmam ile bilinçaltı denen çöplüğün içine postalayıp orada boğmaya çalışsam da , içine şeytan girmiş bu azgın horoz ordusuna karşı çaresiz kaldım.Bulundukları yerde ötmekle yetinmeyen bu anarşist grup üst bilinçte de ses yapmaya başladılar.En sonunda çareyi elime kalem alarak,zavallı ağaçların katledilmesiyle oluşan dikdörtgen biçimindeki beyaz zamazingonun üzerine kafamdakileri kusup dökmekte buldum. Eğer azmedersem önce Bane adındaki kas yığını hakkında yalan yanlış bilgiler vereceğim. Belki de azmeder yazının sonunda kafamdaki muhtemel senaryolar hakkında da laklak ederim. Evet, en iyisi lafı uzatmadan Bane isimli dostumuzun biyografisine bir göz atalım öncelikle…

Tom Hardy'den Bane olur mu acep?

Cehennemde doğan çocuk….

 Bane Karayip Adalarının Santa Prisca şehrinin “yeryüzündeki cehennem ”olarak bilinen Pena Duro(İspanyolca sert kaya)isimli hapishanesinde doğdu. Babası oradan kaçmayı başarmasıyla ünlü bir suçluydu. Guantanomo üssünden beter bir yerde doğan bu çocuk, bulunduğu yerin elverdiği ölçüde kendini zihinsel ve fiziksel olarak geliştirdi. Osito(İspanyolca Küçük Ayı)adını verdiği oyuncağın içinde bir bıçak saklayıp 8 yaşında katil olan bu ufaklığın hayatında oyuna yer yoktu. Dünya ya yöneteceği ya da öleceği bir cehennemdi onun için.

Yeni filmde olması muhtemel olan psikopatlardan biri olan Dr.Hugo Strange’in yönetimindeki deneye katıldı ve üzerinde Venom denen fiziksel gücü nirvanaya ulaştıran bir ilaç denendi. Diğer deneklerin aksine ilacın yan etkilerinden hiçbiri görülmedi. Pena Duro’da tanıştığı Trogg,Zombie ve Şahin ismindeki 3 suçluyla beraber kaçtıktan sonra,kendine en uygun yer alan, “günah şehri” Gotham’a yerleşti. Gotham’ı fethetmenin en kısa yolu Batman denen yaratığı bir paçavraya çevirmekti. Batman ile Bruce Wayne’in aynı kişi olduğunu tahmin eden Bane, Arkham Akıl Hastanesindeki delileri salıp zaten rahatça dağları devirebilecek bir durumda olmayan Batman’i tamamen çökertir. En sonunda Wayne malikânesine giren Bane Batman’i yener, fakat ona daha çok acı çektirmek için öldürmez. Gotham’ı çok kısa bir süreliğine ele geçirdikten sonra daha önce yenip öldürmeye zahmet etmediği Jean Paul Valley’e dramatik bir şekilde yenilir.

Yaw gel arkadaş ayıralım şunları..

 Yeni Batman’e yenilmesine sebep olan Venom sisteminden tamamen kurtulup Black Gate hapishanesinden kaçtıktan sonra Gotham’dan ayrılıp gerçek babasını bulmak için dünyayı gezerken Ra’s Al Ghul ile tanışır. Bane’den çok etkilenen reis, onu kendi tahtının varisi olarak görür. Bane’i Gotham’a saldırması için görevlendirir fakat Bruce Wayne rövanşta Bane’i nefes borusuna attığı yumrukla nakavt eder ve onun bir “hayvan”olduğunu söyler.

Tanrı kompleksine girmiş adam... Biraz mütevazi ol be abi..

Batman’i yok etmek için kendisini geliştirmesi gerektiğini anlayan Bane, Jean Paul Valley’den intikam almak için onunla dövüşür. Tıpkı Batman’e yaptığı gibi dizinin üstünde belini kırar. Yendiği halde öldürmediği Azrael’e Venom’u enjekte ettikten sonra psikolojik manipülasyon uygulayarak kendi emrinde çalıştırır. Gotham’daki büyük depremin ardından şehre gider. Lex luthor’un emrinde çalışan Bane Batman tarafından ikna edilir(?).Hemen ardından Ra’s Al Ghul tarafından işten çıkarılması(!) üzerine tüm Lazarus Çukurları imha etmeye çalışır ancak başarılı olamaz.

 Gerçek babasının Thomas Wayne olduğundan şüphelenen Bane bu olasılığı Batman ile konuşur. Yapılan DNA testlerini bu teorisini çürütmesinin ardından Batman ile barışıp(?) Gotham’dan ayrılır. Batman ile beraber gerçek babası olduğunu öğrendiği King Snake ile dövüşür. Batman’i kurtarmak için kendini kurşunun önüne atınca neredeyse nalları dikecek kadar ağır yaralanır fakat daha sonra Lazarus çukurları sayesinde Batman tarafından diriltilir.

Yavaş ol be adam mezardan mı çıktın?

 Bir müddet uyuşturucu mafyasının emrinde çalışmak zorunda kaldıktan sonra demokratik(?)bir şekilde Santa Prisca’nın başkanı seçilir. Fakat kısa bir süre sonra JLA Task Force’un saldırısına uğrayıp anavatanından kaçmak zorunda kalır. DC Evreninin devamlılığında sayılıp sayılmayacağını bilmediğim bir öyküde, Superman’in güçlerini geçici bir süreliğine devralmış olan Batman tarafından cehenneme yollanacağı sırada Superman sayesinde hayatı kurtulur.

Aldığı yaraları iyileştirmek için uzun bir aradan sonra tekrar Venom’u kullanan Bane, bu yüzden neredeyse öleceğini görür ve Venom kullanmayı bırakır. Daha sonra ise Bane ,sırf güçsüz durumda olduğu için Secret Six’e yardım edişiyle ve Bruce Wayne’in kayboluşundan sonra Dick Grayson için “Tanrı onu korusun”demesiyle tüm okuyucuları şaşırtır.

Mahşerin altıncı atlısı...

              Bane, ve Catwoman’ın üzerine bir de Hugo Strange eklense ne olur?

Hugo Strange@Arkham City

Bence çifte kavrulmuş lokum gibi olur. Filmde Joker ve Two Face’in gözükmeyeceğini öğrenince senaryo hakkında endişelere kapılmıştım. Ama Hugo Strange ve Catwoman’ın üzerine Bane eklenince, kötü bir senaryonun çıkması zor gibi görünüyor. Düşünsenize Bruce Wayne Rachel Dawes’un yasını tutuyor.(%99 dirilecektir, ortada ceset yoksa ölmemiştir. Captain America’nın Sidekicki hakkındaki Bucky hakkındaki tahminim tutmuştu. Belki de ölmüştür koskoca Christopher Nolan böyle ucuz numaralar yapar mı yahu?)Dr. Strange denen gizli kimliğini bildiği Batman’e kafayı takmış deli doktoru onunla oynamak için Bane’i kullanıyor ve ona Thomas Wayne’in gayrimeşru çocuğu olduğunu söyleyip gaza getiriyor. Ardından Dawes’un yokluğunda Catwoman ile çok karışık bir ilişki içerisinde olan Batman var. Zaten Batman’in kanunla arası iyi değil. Lucius Fox istifa etmiş, şirket kötüye gidiyor Batman Bruce Wayne olarak da pek mutlu değil. Bunun üzerine geceleri Bane denen adam ve örgütlediği suçlularla şehirde terör estiriyor. Bununla kalmayıp Catwoman’ın kafasını yumurta gibi kırıyor ya da kediciği Batman’i tuzağa düşürmek için kullanıyor. Bu sırada Hugo Strange’in de eli armut toplamıyor. Evet, aslında senaryo konusunda sorun yaşanacağını düşünmüyorum. Senarist de David S.Goyer olursa yapımcı kadroya güvenim tam. Casting konusunda hiçbir zaman endişelenmiyorum çünkü oyunculara dikkat eden biri değilim. İyi bir senaryo, görsel efektler ve atmosfere uygun kaliteli müzikler yeter benim için. Bundan dolayı Heath Ledger’ın ölümünden sonra 3.filmden Joker’in çıkarılacağını duyunca epey köpürmüştüm. Bu sefer de devam filmlerinde düşünülen karakterlerden birini oynayan bir oyuncu oscarlık bir performans gösterirse, kendisinden rica ediyorum hemen ölmesin, biraz sabretsin. En azından yediğine içtiğine dikkat etsin, her sene en az 5 kez check-up falan yaptırsın. Her neyse eğer senaryo biraz önceki zırvalarımı içinde barındıracaksa filmin isminin The Dark Knight Falls olması gerekmiyor mu? Yoksa Nolan’ın kafasında bambaşka şeyler mi var? Belki de Hugo Strange’in yer alışı söylentiden öteye gidemeyecektir. Yoksa önce Rise sonra Fall mu?

O kadar düşünme be hocam.. Dünyayı sen mi kurtaracan?

 Edit:

Filmde Talia Al Ghul da olacakmış. Öyleyse Batman’in meşhur öyküsü Legacy bu filme çok yakışır.

R.I.P’deki antogonist karakter olan Simon Hurt ile Hugo Strange’i oldukça benzetiyordum. Yabancı forumlarda Simon Hurt’ın Hugo Strange olabileceğini düşünenler var:

http://forums.comicbookresources.com/showthread.php?t=249438

That and the initials Simon Hurt is Hugo Strange in reverse.

Yılın video oyunu

2 Yorum

Merhaba oyunseverler….

Bir yılın daha %99′unu geride bıraktık. Dijital oyunlardaki tabirle mission completion oranı %99 oldu. Kalan 3 günde ise bomba bir oyun çıkma ihtimalinin düşük olduğu kanısında olduğum için bu anketi açmanın tam zamanı olduğunu düşündüm. Ucunda 1 milyon olmayan büyük soru şu:  2010 yılında çıkmış en iyi video oyunu sizce hangisi?3 şık seçme hakkınız var.

Gizli Savaş

Yorum yapın

Spiderman’i Bilka zamanlarından takip edenlerin merak ettikleri efsane maceralar vardır. Mesela Amazing Spiderman 300’deki Venom isimli öykü bunlardan biridir. Venom ile Spiderman’in ilk dövüşü hiçbir zaman Bilka’nın siyah beyaz Örümcek Adam’larında yayınlanmamıştır. Buna ek olarak Amazing Spiderman 299’un sonunda Venom’un Mary Jane’in karşısına çıktığı ve genç Todd McFarlane’i comics okuyucuları arasında Elvis Presley’den daha ünlü yapan Venom illüstrasyonu da 106.fasikülde kırpılmıştır. Spiderman’i Bilka zamanlarından takip edenlerin kalplerinde yaşattıkları B yayınları bu davranışıyla hata etmiştir.

Spiderman’i Bilka zamanlarından takip edenlerin merak ettikleri maceraların yanında cevabını merak ettikleri sorular da vardır. Bunlardan biri de Venom ortakyaşarının dünyamıza nasıl geldiğidir. Secret War isimli 12 bölümlük crossoverda bu sorunun cevabı verilmektedir. Spiderman’i Bİlka zamanlarından takip edenlerin bir öyküyü beğenmesi için Secret Wars ile isim benzerliğine sahip olması yeterlidir.

Spiderman’i Bilka zamanlarından takip edenlerin iyi tanıyacağı bazı villainlar vardır. Killer Shrike,Jack O’lantern,Scorcher,Scorpion,Dr.Octopus,Goldbug,Grizzly,Trapster bunlardan bazılarıdır. Bir önceki cümlede ismi zikredilenlerin 3 tanesi dışında dost canlısı komşumuz Örümcek Adam bunların kıçlarını rahatça tekmeleyip, şamar oğlanı rütbesine indirmiştir. İki cümle önce ismini anılan beyefendilerin hepsinin birden isminin anıldığı, bir kısmını anılma aşamasından aktif role terfi ettirildiği bir macera Spiderman’i Bilka zamanlarından takip edenleri heyecanlandırması gerekmektedir.

Spiderman’i Bilka zamanlarından takip edenlerin iyi tanıyacağı bazı dost karakterler vardır. Wolverine,Daredevil,Black Widow,Captain America,Luke Cage ve Nick Fury gibi. Spiderman’i Bilka zamanlarından takip edenlerin çok sevdiği bu kahramanların Spidey ile team up yaptıkları bir macera, Bilkacı dinozorların oldukça ilgisini çekecektir.

Spiderman’i Bilka zamanlarından takip edenlerin ve yeniyetme Spidercıların çok sevdiği Ultimate Spiderman isimli bir seri vardır. Bu serinin arkasındaki adam Brian Michael Bendis’tir. Bu adam Secret War isimli 5 sayılık bir öykü yazmıştır. İllüstrasyonu Gabriele Dell’Otto  tarafından yapılmıştır. Türkçemize Gerekli Şeyler tarafından Gizli Savaş adıyla tarafından kazandırılmıştır. Hem başlığını sonuna kadar hak eden bu öykü, hem de Dell’Otto’nun çizimleri hoşuma gitmiştir. Beni tek rahatsız eden şey ise alışık olmadığım tarzda renklendirilişidir. Konusu hakkında hiçbir şekilde spoiler vermek istemediğim bu eserin kanımca Spiderman’i Bilka zamanlarından takip edenlerin kütüphanesinde ön sıralarda durması gerekmektedir.

Aralık ayında içimi ısıtmayan sıcak bir takip

Yorum yapın

Need For Speed kardeşlerin son veledi Hot Pursuit EA Games tarafından piyasaya sürüldü. Genelde olduğu gibi Electronic Arts tarafından değil Criterion Games tarafından peydahlanmış. Taşıyıcı anne tarafından doğurulmakla kalmayıp aynı zamanda büyütülen çocuk gibi ruhsal arızalı bir varlıkla karşı karşıyayız.

 Oyunun gerçekliği eleştirildiğinde “kardeşim oyun Shift gibi değil arcade bu arcade”deniliyor.Oyunun tarzı arcade olabilir. Ama azami derecede arcade. Fizik kanunlarını hiç iplemiyor oyun.Benim gibi kaşar oyuncular Test Drive 5 ve 6′yı hatırlarlar. Zamanın oyun dergileri fizik kurallarını uymuyor diye bu iki oyunu yerden yere vurmuşlardı. Aynı şekilde NFS daha simülasyonumsu diye methiyeler düzülüyordu. TD 5′in ardından 12,TD 6′nın ardından 11 yıl geçti. Hot Pursuit ise bu iki oyundan çok daha sürrealist olmuş.

Aslında oyunun daha büyük eksileri var. Her şeyden önce oyunun menüsünde anti-aliasingi ayarlama seçeneği yer almıyor. Ekran kartınızın yazılımında istediğiniz uygulamanın keskinlik yumuşatma ayarını değiştirme seçeneği yoksa,ne yapacağınızı bilmiyorum. Nvidia ürünleri kullananların herhangi bir problemi yok. Oyunun grafikleri de son derece ilkel. Tamam manzaralar iyi hoş ama son derece kalitesiz bir şekilde render ediliyor. Dünya kadar para verip bir süper bilgisayar aldıysanız hayal kırıklığına uğrayacaksınız.Kıçıkırık Playstation3’e sahip olan konsolcuları tatmin edecek şekilde hazırlanmış.Pc’ye de birebir port edilmiş.

Bunun dışında araçlar ile ilgili sorunlar da var. Aracı istediğimiz gibi boyayamıyoruz. Önceden belirlenmiş renklerden birini seçebiliyorsunuz. Araçlar hakkında detaylı bilgi de verilmemiş.

Oynadığım kadarıyla oyunu pek beğenmedim. Edge of The Earth ve giriş videosu dışında. Sonuna kadar oynarsam belki detaylı inceleme yaparım. Daha önce Prototype’ı da ilk başlarda beğenmemiştim ama sonra beğenmiştim. En iyisi sabredip NFS Shift’2 yi beklemek.

Call of Duty:Black Ops İncelemem

5 Yorum

Bir yazıyı yazmanın en zor yanı başlamaktır derler. Eğer önemli bir konu hakkında yazacaksanız bu eylem daha da zorlaşır. İlk izleniminiz çok iyi olmalıdır tıpkı sosyal hayattaki gibi. Evet bende nasıl giriş yapacağımı bilemiyorum Allah kahretsin. Call of Duty:Black Ops’un tanıtmını,incelemesini vs. yapıp kendi yorumlarımı eklemek üzere klavye başına geçtim ve bir an önce şu yazıyı yazmak istiyorum. O yüzden edebi seviyeyi tutturma gibi bir kaygım olmayacak, sonuç olarak şiir yazmıyoruz değil mi? Evet neyse şöyle başlayayım COD:Black Ops çıktığı ilk gün 360 milyon yeşil yeşil Amerikan doları değerinde satış yaptı. Ve yorumum şu ki bu oyun bu hasılatı hak ediyor. Bu girişten sonra yazıyı okursunuz herhalde.

Call of Duty:Black Ops COD serisinin son oyunu ve Treyarch tarafından yapıldı. Oyunun fragmanını seyrettiğimde hiç iyi şeyler düşünememiştim oyun hakkında. Bir de utanmadan 2010’un en iyi oyunu diyolardı. Önceki oyunların çok abartıldığını düşünen ben beklenti düzeyim düşük bir biçimde oyunu kurup oynamaya başladım. Ama öyle bir başlangıç gördüm ki… Zaten duygularımı bir önceki yazımda belirttim. Burada tekrarlıyorum ki oyun en iyi hikaye ve hikaye anlatımına sahip First Person Shooterlar’dan biri belki de birincisi. Ne Half Life,ne Bisohock,ne Soldier of Fortune. Hepsi bunun yanında halt etmiş. Oyunda Alex MASON adındaki bir Black Operation askerini canlandırıyoruz. Oyunun büyük bir bölümü flashbacklerden oluşuyor. 1961’deki Bay of Pigs’te Fidel Castro’yu öldürmek üzere(bu arada oyun Küba’da yasaklandı.)görevliyiz ama başarısızlığımızın ardından yakalndıktan sonra Castro bizi öldürmeyip Dragovich isimli adamın eline veriyor. O da bizi Vorkuta’daki bir mahpusta tutuyor. Burada REZNOV isimli eski bir komünist ile tanışıyoruz ve hayatımızın akışı değişiyor. Oyun hakkında daha fazla spoiler vermek istemiyorum,ihtiyaç duyarsanız nette eşek sürüsüyle bilgi var. Gerçekten oyunu oynanmamış biri için bu büyük bir ihanet olur,oyunda müthiş bir sunum var çünkü. Khe Sahn’da Vietnam Savaşının atmosferini yaşamak, Beyaz Saray’a girmek,14.bölümdeki rahatsız edici atmosfer,oyunu tekrar tekrar oynamak için bir sebep. Ama şunu söyleyeyim ki Alex şalterleri indirmiş bir adam olduğu için her gördüğünüz flashback sahnesi gerçekten yaşanmış bir olay olmayabilir. Bu arada adamımızın soyadının MASON olduğu için komplocular kesinlikle masonik semboller ararlar ve İlluminati ile Alex’in ilişkisi hakkında komplo teorileri üretirler. Şöyle bir bakıyorum da o sayılardan 33,99 ya da 666’ya ulaşabilir miyim diye? Bir ara kasar, sonucu size söylerim belki. Sonunda motoru yakmadan bir şey çıkarabileceğimi zannetmiyorum.

 Oyun müthiş bir atmosfere sahip olmasının yanında eğlenceli ve nispeten gerçekçi bir oynanışa sahip. En çok zevk aldığım atraksiyon MI-24 HIND ile itdalaşına girmek oldu. Araç kullanımı açısından oldukça başarılı buldum oyunu,elbette aşırı gerçekçi değil ama sonuç olarak bir simülasyon oyunu oynamıyoruz ki. Ayrıca silah çeşitliliği de tatmin edici düzeyde.Oynanabilirlik açısından Modern Warfare 2’yi daha üstün bulanlar var,fakat ben aynı şekilde düşünmüyorum. 1 sene sonrasında aklımda çok zevkli anlar kalmadı.

 Oyunun artılarından biri de seslerin oldukça kaliteli olması,özellikle de çok iyi bir ses sistemine sahipseniz. Silahların büyüleyici melodisi kulaklarınızın pasını alacaktır. Oyundaki önemli karakterlerin seslendirmeleri de oldukça başarılı yapılmış özellikle de Kennedy’nin kusursuz aksanı çok hoşuma gitti, insanı motive ediyor. Viktor Reznov’u Gary Oldman seslendiriyor, hayranları FPS sevmeseler de bu oyun sayesinde bu türe,belki de video oyunlarına ısınabilirler. Fakat müziklerin de aynı derecede gaza getirici olduğunu söyleyemem. Oyunun credits bölümündeki müziklerin biri dışındaki tüm müzikleri vasat buldum. Credits bölümünde yüzümün gülümsemesine neden olan başka bir şey de Rıfat Kızgınkaya ismini görmek oldu.

 Call of Duty:Black Ops bu kadar çok artısının yanında bazı eksilere de sahip. Benim için en önemli olanı oynanışın çizgiselliğiydi. Bugüne kadar çizgisel senaryolu olmayan kaç tane FPS gördük ki,hemicene bunun hikayesini de aşırı derecede sevdim diyorum. Yıl 2010 oldu bu konuda büyük bir adım atılmış değil en azından aksiyon oyunlarında.

 İkinci büyük eksiği ise herkesin şikayetçi olduğu oynanış süresi. Infinity Ward yetkilileri Modern Warfare oyunları  için buna katılmadıklarını belirttiler. Bu iki oyunu beğenmekle birlikte “bitse harddiskten  silsem” dediğim anlar oldu. Ama bu oyunun hiçbir anında sıkılmadım ve bitmesi benim için biraz üzüntü vericiydi. Gerçi oyun daha uzatılsa oyunun kalitesi düşebilirdi çünkü senaryo çok kırılgan adamlar sanki bir şeyi ekler ya da çıkartırsanız o hava bozulacak sıradan bir savaş filmi havasına dönecek gibi. O yüzden bunu eksi olarak görmeyebilirim.

Benim gözümdeki üçüncü eksiği ise konsol portu olmasından kaynaklanan save sistemi. Oyunu –günümüzdeki oyunların hemen hemen hepsinde olduğu gibi- checkpointlerde kayıt edebiliyorsunuz ki bu da 1992’de çıkan Wolfstein3D’den bile geri olduğunu gösteriyor günümüz oyunlarının. Bu soruna çözüm bulmanın programlamada dahi olmak gerektirmediğini düşünüyorum.

 Aslında oyunun en büyük eksiği grafikler fakat benim için bu artı değil eksi oldu,yaşlı bilgisayarımda texture ve eşyönsüz süzme kalitesini sonuna kadar açabildim ve en yüksek kalitede -tek bir leveldaki sorunu saymazsak-mükemmel bir şekilde oynadım. Ama grafik işlemcisi Geforce GTX serisinden olanlar galiz küfürler etmiş olabilirler. Sanırım oyunun grafik motoru çok büyük alanları render etmek için optimize edilmiş olmalı ki ufak mekanları da aynı kalitede modelliyor. Bu arada oyunu düşük kalitede oynamak görsel anlamda bir işkence bazılarının midesini bile bulandırabilir, revelations’da bunu gördüm. Son olarak oyunun 3dvision desteğiyle geldiğini belirteyim.

Haaa bu arada başka bir eleştri var oyunumuzla ilgili aşırı derecede şiddet içeriyormuş,insanların psikolojisini bozabilirmiş. Duyarlı ayağına yatan çevreler bir çok oyuna olduğu gibi buna da tepki verdiler Almanya’da bu yüzden yasaklanmış. Lan evladım zaten +17 logosuyla satılıyor bu meret. Valla bizim ülkemizdekiler için hiç sorun olmaz biz sabah akşam kavga,trafik kazası vs. gören delikanlı adamlarız. Google semalarında gezen kuşlarımın söylediğine göre oyunun şiddet sahnelerinin azaltıldığı bir versiyonu yapılacakmış. Carmageddon’da olduğu gibi kırmızı kan/yeşil kan arasında seçim yapmak zorunda kalmayız umarım.

 Oyun maalesef bug ile dolup taşıyor. İnternet sitelerinde kullanıcılar pek çok sorundan dolayı şikayetçiler. Oyunu kurduktan sonra yama kurmamaya inat ettim ve yama kurmadan bitirebildim. Benim başıma gelen tek sorun Revelations isimli bölümde Hudson’dan yumruk yedikten sonra,oyunun kilitlenmediği halde görüntünün donmasıydı. ESC tuşu ile menü açılıyor,hatta konuşmalar devam ediyor,altyazılar akıyordu arka plandaki ekranlar da hareketliydi fakat Hudson güneş gözlüğünün bile engelleyemediği-hatta daha da cool bir hava verdiği- psikopat bakışlarını bize atarken bir yandan silahı doğrultmuş hareketsiz bir biçimde duruyordu. Ecnebi sitelerinde benzer problemi yaşayanlar,çözüm olarak 2 şeyi tavsiye ediyordu:Ekran kartı driverlarını değiştirmek ya da oyunun grafik kalitesini -özellikle çözünürlüğü-düşürmek. Burada tarihi bir karar vermek gerekiyordu ve ben ikinci şıkkı seçip verdiğim kararın sorumluluklarıyla cesurca yüzleştim ve sonunda pişman olmadım. İnternette bazı levellarda oyunun kararması gibi oyuncunun da hayatını karartabilecek sorunlardan sözediliyor. Onun dışında oyunun tüm sorumluluğu CPUnun tek çekirdeğine verdiği yönünde söylentiler var. Zaman zaman atımız çatlayacak gibi oluyormuş. Ben böyle bir tecrübe yaşamadım yaşayanlara ise ya sabır çekmek yerine ilgili yamayı kurmalarını öneriyorum. Son olarak oyun save etmiyor diye şikayet etmeyin babalar gibi kaydediyor oyun-kayıt sistemini beğenmesem de-. Aynı şapşallığı ilk seferinde bende yaptım ve nette sorunun çözümünü görünce yüzüm kızardı. Neyse bu konulara girmeyelim. Eheh.

Oyunun en çok merak edilen kısmı olan multiplayer’da tecrübe kazanıp yeni silahlar elde edebiliyoruz. Multiplayer modunda bilgisayarınızın sorun çıkarma olasılığı artıyormuş. Şahsen single player düşkünü biri olarak bu konu beni pek rahatsız etmedi. Oyunun çok konuşulan zombi modu ise bence oyunun gerçekçiliğiyle hiç uyuşmuyor.

Yazıyı sonlandırmak gerekirse COD: Black Ops oldukça iyi bir oyun. İlk gününde yaptığı hasılat video oyunları açısından gurur verici bir başarı. Artık oyun sektörünün sinema sektörü ile bütçe bakımından yarıştığı bir çağdayız ne de olsa.Avatar’ın rekorunu kırabilir mi bilmem fakat Titanic’ten fazla kazanmak bu oyunun yapımcılarının hakkı.Şimdiden yılın en iyi aksiyon oyununu, hatta yılın oyununu seçmiş gibiyim. Toplam kalite olarak StarCraft 2’yi daha üstün bulabiliriz ama StarCraft 2 ne kadar kaliteli bir yapım olursa olsun Real Time Strategy türüne yenilik getirmiyor, pek az strateji içeren RTS’lerden biri. Öbürleri gibi hızlı mouse tıklatmak oyunda başarılı olmakta büyük bir paya sahip hala. Tabi bu iki oyunu karşılaştırmak elma ile armudu karşılaştırmak gibi bir şey.

Sonuç olarak genel notum:9.2/10

Call of Duty:Black Ops ilk izlenimim

Yorum yapın

O kadar bekledikten sonra nihayet Call of Duty:Black Ops’a kavuştum.Oyunun başındayım ve Alex Mason adında bir asker olarak elektrikli sandalyede sorgulanıyorum. Bazı sayılar gösteriliyor ve bunların anlamı soruluyor. Bilmiyorum diyorum yüksek voltaj veriyorlar oturduğum sandalyeye. 1961 yılında Küba’da Bay of Pigs’te Fidel Castro’yu öldürmek istediğim söyleniyor.(Bu arada oyun Küba’da yasaklanmış). Flashback sahnesi çıkıyor karşıma. Kennedy’i görüyorum. Anladığım kadarıyla Watchmen’in Edward Blake’i kadar yetenekli bir askerim.Ne de olsa BlackOp üyesiyim.

Call Of Duty:BlackOps serinin yedinci oyunu. İlk başta oyunun isminin Call of Duty:Vietnam olacağı açıklanmıştı Activision yetkilileri tarafından. (Hangi ismin daha uygun olacağı hakkında oyunun sonuna gelmediğim için bir yorum yapamıyacağım.)Çıkalı bir hafta olmamasına rağmen hasılatı 300.000.000  yazıyla üçyüzmilyon doları aştı. Ve hemen arkasından oyunun pc versiyonu için CPU’nun tek çekirdeğine yüklenmesini engelleyen bir patch çıktı. Oyunun başında olmama rağmen bir defa çöktüğünü gördüm.

Oyun  hakkında birşey yazmasam ayıp olacaktı. Ben de ilk izlenimimi paylaştım. Belli olmaz belki sağlam bir inceleme de yazarım. Herkesin Kurban Bayramı kutlu olsun

Prototip Süperasker

Yorum yapın

Bugün 2009′un en iddialı süper kahraman oyunlarından Prototype’ı bitirdim. Yaklaşık 1.5 yıl önce aldığım fakat ilk bölümlerini sıkıcı bulduğum için rafa kaldırdığım bir oyundu. Oyunun çıktığı sıralarda Wildstrom oyunu konu alan 6 sayılık bir mini seri de çıkarttı. Sanırsam çizgi roman serisinin alternatif kapaklarından birini Jim Lee çizmiş.Bu arada Malibu Comics’in de bir zamanlar Prototype adında bir çr serisinin olduğunu öğrendim. İsim benzerliği dışında iki çr arasında bir ilişki yok.

Oyunun konusu çizgi roman okuyucuları için oldukça klişe. Gentek’de çalışan Alex Mercer adlı kötü niyetli kişi BlackLight isimli bir virüsü New York’a salar. Alex ABD ordusu tarafından öldürüldükten sonra saldığı virüs sayesinde “resurrect” olur. Virüs ise New York’un büyük bir kısmını ele geçirmiştir.

Grim Fandango,Myst,Half Life gibi sayısı onu geçmeyen örnekleri saymazsak oyunlarda komplike senaryolar görmeye alışık değiliz. Saydığım oyunların da çok detaylı konusu yoktu. Bu yüzden Prototype’ı anlayışla karşılayabilirim. Zaten oyunun vurucu özelliği senaryodan çok oyundaki aksiyon dozu. Serious Sam’e iliklerine kadar aksiyon dolu bir oyun dersek Prototype’a ne diyeceğimizi bilemiyorum. İçerdiği şiddetin dozu için söyleyebileceğim tek şey şu ki,Soldier Of Fortune bile bu konuda Prototype’ın eline kan (!) dökemez.

Prototype'dan bir sahne. Oyundaki ortalama aksiyon dozunun çok çok altında.

Oyunda grafik kalitesinin çok yüksek olmasını beklemek haksızlık olur çünkü koskoca New York’u tek bir seferde hafızaya yüklüyor. Performanstan da son derece memnunum çünkü yaşlı Pc’mde bile(40 aylık bu işlerde yaşlı sayılır)ekranda  objelerin ve patlama efektlerinin sayısını gördüğüm halde performansta bir düşüş gözlemleyemedim.Ses efektlerini ve müzikleri ise standartın altında buldum. Ara demoları beğenmeye çalışmak çölde su bulmak kadar zor bir eylem.

Oyunda en çok kızdığım şey istediği an save edememek oldu Maalesef konsol portu bütün oyunlar autosave özelliğini kullanıyor. Gariban Playstation 3′ün harddiskinin dolmaması için konulan bu özelliğe mecbur kalmak bir PC kullanıcısının hak ettiği bir muamele değil.( John Carmack oyun makinelerinin Pcnin gerisinde kalmaya mahkum olduğunu anlatıp duruyor.)

Bu eksilerini saymazsak Prototype oldukça iyi bir oyun. Zamanında bu oyun hakkında aşağılıyıcı cümleler sarfetmiştim bir çok forumda. Şu anda ise tükürdüğümü yalıyorum. Oyunu bitirmiş biri olarak aksiyon oyunu sevenlerin keyif alacağından eminim. Çizgi roman ile ilgilenenler ise hiç kaçırmasınlar.

Eski Yazılar

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.